Sapiens Medya

Herkes için Bilim, İnsan için Bilim!

Sapiens Medya

Herkes için Bilim, İnsan için Bilim!

BloglarDiğer İçeriklerimizEdebiyatGüzel SanatlarKültür KöşesiYeni Türk Edebiyatı

Aydaki Kadın Roman İncelemesi: Tanpınar’ın Yarım Kalan Eseri

Aydaki Kadın romanı, Türk edebiyatının önemli isimlerinden şair, yazar, edebiyat tarihçisi ve akademisyen olan Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) tarafından kaleme alınmıştır. Roman toplamda iki yüz doksan sekiz sayfadan oluşmaktadır. Roman; “Sunuş, Önsöz, Birinci Bölüm (İç İçe), İkinci Bölüm (Karşı Karşıya), Ekler, Romanın Planı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Son Romanı (Güler Güven)” olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır.

Aydaki Kadın roman incelemesi detaylarına geçmeden önce, Tanpınar’ın çok katmanlı sanat anlayışını ve edebî mirasını daha geniş bir bağlamda keşfetmek isteyebilirsiniz. Benzer derinlikli roman tahlilleri ve yazar incelemeleri için Edebiyat arşivimize göz atabilir; yazarın da yapıtaşlarından biri olduğu dönemin edebi ruhunun izini Yeni Türk Edebiyatı kategorimizde sürebilirsiniz. Ek olarak Tanpınar’ın eserlerinde daima merkezde yer alan estetik perspektifi ve kültürel birikimi daha yakından incelemek adına Güzel Sanatlar içeriklerimizi de ziyaret edebilirsiniz.

Sunuş Bölümü

Romanın “Sunuş” bölümünde Aydaki Kadın romanının bitip bitmemesiyle ilgili açıklamaların dışında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ünlü iki romanı olan Huzur [1] ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü [2]’yle de ilgili açıklamalar bulunmaktadır. “Sunuş” bölümündeki notlar edebiyat tarihçimiz, değerli yazar ve akademisyenimiz Prof. Dr. İnci Enginün tarafından yapılmıştır. Prof. Dr. İnci Enginün şu şekilde açıklamalar yapmıştır:

“Roman ilk defa yine Tanpınar’ın öğrencileri olan Şinasi Tekin ve Gönül Alpay Tekin’in çıkardıkları Journal of Turkish Studies-Türklük Bilgisi Araştırmaları (1979 ve 1984) dergisinde Güler Güven’in ‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Son Romanı’ adlı yazısıyla birlikte yayınlamıştı. Bu önemli yazı Prof. Dr. Gönül Alpay Tekin’in izniyle kitabın sonuna eklenmiştir. Aydaki Kadın daha sonra da Adam Yayınları tarafından basılmıştı (1987). Aradan yirmi yıl içinde kitabın ikinci baskısı Aydaki Kadın hakkındaki değerlendirmelerin de öteki eserleri kadar çok olmadığı malum. Bunda şüphesiz ki eserin yarım kalmış olmasının etkisi aranmalıdır. Güler Güven’in romanın yaklaşık üçte ikisinin yazıldığını belirtmekte. Romanın bitmediği şüphesizdir.” (Tanpınar, 2021, s. 6)

Prof. Dr. İnci Enginün, “Sunuş” yazısının devamında Aydaki Kadın romanını yazmak için Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden ilham aldığını şu şekilde bahsetmektedir:

“Tanpınar’ın kendi eserine karşı yönelttiği eleştirilere rağmen sık sık onu Fert ve toplum ilişkileriyle bu romanı o Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün birleşimi gibi yazmak istemişe benziyor. Aydaki Kadın şüphesiz ki bir aşk hikâyesidir, tıpkı Huzur gibi. Huzur’da sosyal eleştirileri, tarihin değerlendirilmesi aydın zümrenin sohbetleri olarak geçtiği kadar, şehrin tarihî dokusu da âşıkların dolaştıkları mekandır… Saatleri Ayarlama Enstitüsü sosyal değişmelerinin dalgalar gibi üzerinden aştığı ‘maruz’ bir adamın gözüyle sosyal hayatın abesliklerini teşhir ve insan çıkarcılığının yorumudur ki bu eleştiriden herkes ve her kurum payını alır.” (Tanpınar, 2021, s. 7)

Prof. Dr. İnci Enginün, Aydaki Kadın romanıyla ilgili “Sunuş” bölümünün son sayfasında şöyle bir beyanda bulunmuştur:

“Bu roman onun günlükleriyle birlikte okunduğunda, günlük olayların, kişilerin nasıl romana sızmış olduğunu, özellikle ikinci bölümünün kendi hayatıyla yakın ilişkisini açıklamaktadır. Selim’in sevilen, vazgeçilemeyen, başarılı şahsiyeti, şüphesiz ki Tanpınar’ın bizzat kendisiyle ilgili özlemidir. Tıpkı Mahur Beste gibi bitmemiş olsa da Aydaki Kadın Tanpınar’ın önemli romanlarındandır.” (Tanpınar, 2021, s. 8)

Önsöz Bölümü Üzerine

Prof. Dr. Güler Güven, kitabın “Önsöz” bölümünde Ahmet Hamdi’yle 1954 yılında yapılan bir röportajda geçen şu sözlerden şöyle bahsetmektedir:

“Aydaki Kadın diye bundan (Saatleri Ayarlama Enstitüsü) çok ayrı, çok başka, daha derin ve ferdî meseleleri ele alan bir romanım var. Fakat ne zaman bitireceğimi bilmiyorum.” (Edebiyat Üzerine Makaleler, 1969, s. 555).

Daha romanın başında Ahmet Hamdi’nin etkileri görülmektedir.

Zaman, Rüya ve Hayal

Ahmet Hamdi romanlarından herhangi birini okuyan bir birey, onun romanları sayesinde zamanda ve kendi içinde yaptığı bir yolculuğa çıkmaktadır. Yeri gelince yıkılacağı, yeri gelince hayret edebileceği bir yolculuk…

Anlatıcının yaptığı zihin-dünya yolculuğu şu şekilde açıklanmıştır:

“Uyandım. Uyanıyorum. Zihnin oyunu bitti. Şimdi kendi kapımdayım. Biraz sonra içeriye, oradan dünyaya gireceğim.” (Tanpınar, 2021, s. 14)

Şu an tarafımdan okunulan kısmından bir şeyler çıkarılacak olursa rüya ön plandadır. Romanda ismi geçen Selim ve Mesut, rüya görme ve görmeme arasındaki ince çizginin farkındadırlar. Onlar için rüya, hayal, zaman ön plandadır.

Neden rüyalar bu kadar önemliydi? Bu sorunun cevabını şu an bilemesek de Ahmet Hamdi’nin hayatı rüyanın önemi için büyük bir ipucu içermekteydi. Romandaki Selim karakteri Ahmet Hamdi’nin kendisi olabilir. Roman karakterlerinden Mesut’un gördüğü rüyalar Selim’i de rüya görmeye teşvik etmişti.

“Hakikatte çok karışık rüyalar görmüştü. Fakat bununla da kalmıyordu. İşin içinde bir başka şeyin daha bulunduğunu hissediyordu.”

“Sanki bir melek tarafından sabaha itildim. Çok güzel, mahzun ve hoyrat bir melek… Öyle ki hep arkama bakmak istiyordum.” (Tanpınar, 2021, s. 15)

Selim’deki rüya görme isteği, rüyanın etkisi büyükbabasından ve çocukluğundan yadigardır.

Rüya Meselesi, Selim’in Çocukluğu ve Büyükbabası

Rüya meselesi romanda ilk olarak şöyle etkilerini göstermeye başlamıştır:

“Selim’de rüyalarına merak çocukluğunun yadigarıydı.” (.Tanpınar, 2021, s. 16)

“Yalnız büyükbabam rüyalarını söylemezdi. Çünkü büyükbabam geçmiş zamandı. Geçmiş zaman rüya görmez, sadece hatırlar. Büyükbabam hatırlardı. O bir kere ve tam rüya görmüştü.” (Tanpınar, 2021, s. 16)

Hayrettin Paşa, bir başkasının eline geçmesinden daima korkuttuğu hatıralarını yazarak tam yirmi beş yaşamıştı. Bu hatıralar tüm ev halkının ilgisini çekmekteydi ve ev halkında merak uyandırmaktaydı. Hatıralara karşı merak ve ilgiden kitapta şöyle bahsedilmektedir:

“Belki de babam yakmıştır. Yahut da büyükbabam hiç kimsenin göremeyeceği bir yere sakladı. Bütün aile bu illete müptelaydık. Dedem, büyükannem, annem, hemen herkes her gün bir köşeye bir şeyi iyice saklar ve bir türlü bulamazdı. Bu yüzden bir müddet sonra bu saklanan şey ister istemez ilan edilir, evcek hepimiz peşine düşerdik.” (Tanpınar, 2021, s.16)

Romanın baş karakteri Selim, Ahmet Hamdi olabilir miydi acaba? Bu sorunun cevabını ilerleyen zamanlarda verebileceğiz.

Selim ile ilgili romanda bilgiler verilmiştir. Ailesinin hayatını nasıl değiştirmiştir? Bu sorunun cevabını yapılan açıklamayla şöyle vermekteyiz:

“Selim için bu büyükbaba bütün bir meseleydi. Kırk beş yaşında kendi iradesiyle hayatını kapatan bu acayip adam, bu hareketiyle bütün ailenin hayatını değiştirmiş, o kadar çocuk ve genç yaşta erkek ve kadının beraber yaşadıkları köşkü dışarıyla münasebetlerini kesen bir sise boğmuştu.” (Tanpınar, 2021, s. 17)

İnsan, Mazi ve İnkar

İnsanlar hayatlarından olmayınca mazisini inkar mı eder, kabul etmez mi? İnkar etmek, günlük hayatta insanların çok yaptığı bir şeydir. Ve bu inkar etme durumu, gerçeklerden kaçmak, onları kabul etmemektir. İnkar etmek biz insanların savunma mekanizmasıdır. Kendini veya bir başkasını korumak için yapılan bir savunmadır aslında. Kişi yanlış yaptığını bile bile gerçekleri kabul etmek istemez fakat daha sonra birey gerçeklerle baş başa kalır, acı çekmeye başlar, pişman olur.

Peki rüyada bir insan kendini seyredebilir mi? Rüyalar gerçek olur mu? Rüyalar üzerine çok düşünmemiz gerekiyor mu? İnsan rüyasında başka bir bedende kendini seyredebilir mi?

Selim’in ağzından şöyle cümleler dökülmektedir:

“Hangimiz ahmak değiliz sanki… Rüyamda kendimi bir başkası gibi seyrediyordum ve bunu biliyordum. Sanki camdan bir oda içindeydim. Bir köşede oturmuş düşünüyordum. Fakat yüzüm kendi yüzüm değildi. Tanıdıklarımdan birinin yüzüydü.” (Tanpınar, 2021, s.19)

Tanpınar’ın ögeleri rüya, zaman, hayal ve bilinçaltıdır. Bu ögeler her romanında, Aydaki Kadın romanında olduğu gibi, çok önem arz etmektedir.

Romanın Diğer Karakterleri Üzerine Bir İnceleme

Romanda Selim karakteri dışında Leyla, Süleyman, Nevzat, Hatice, Gündüz, Marie, Dimitri gibi karakterler de bulunmaktadır.

Nevzat karakteri romanda şu şekilde anlatılmaktadır:

“…Tıpkı Leyla gibi. Leyla bütün kadınlara benzer, ama yine Leyla’dır. Fakat asıl benzediği Nevzat’tır. Nevzat da öyleydi. Bütün kadınlara benzerdi. Nevzat çocuğunun ölüsünü pencereden attı ve delirdi. Çocuk bu sarsıntıyla iyileşti, kurtuldu. Fakat annesi onu bir daha tanımadı. Bütün ömrü boyunca kendisini oğlunun katili bildi. En son günü hikayeyi ona yine anlattı: ‘Ben oğlumu öldürdüm. Ya yavrum böyle işte. Ben katilim… Ben kötü kadınım… Kendi oğlumu öldürdüm…’” (Tanpınar, 2021, s.19)

Oğlunun kurtulmasına rağmen Nevzat, neden oğlunu tanımamaktadır? Bu sorunun cevabını ilerleyen zamanlarda vereceğiz.

Yazımızın ilk kısımlarında dediğimiz, romanda otobiyografik izler vardır ve Selim karakterinde Ahmet Hamdi’den izler görebilmekteyiz.

Kanıt olarak ise romanda geçen cümleleri şu şekilde aktaralım

“Selim sanatta kendisini yenmenin, imaj veya vizyona değişebilmelerini temin için ruh hâllerini susturmanın en mühim şart olduğuna inanıyordu. İflas’ın meselelerinden biri de buydu. Yarım kalmış romanın masa üzerinde sürünen müsveddelerine bir hüzünle ve iç sıkıntısıyla baktı. ‘Ne bugün ne de yarın çalışabileceğim… Bir aydır bu hep böyle.” (Tanpınar, 2021, s. 36)

Bir Aşk Romanı ve Leyla

Aydaki Kadın aynı zamanda aşk romanıdır. Romanda aşk önemli bir yer tutmaktadır. Fakat sadece aşk değildir; tarih, kültür, sanat gibi faktörler de önemli bir yer tutmaktadır.

Romanın baş karakteri Selim’in yaşadığı aşk hikâyelerinden bahsedelim. Selim’in büyük aşkı Leyla’dan bahsettiği bölümden göz atalım. Selim’in ağzından şu cümleler dökülmektedir:

“Denizin ve yeşilliğin can sıkıntısı olduğu sahiller… Leyla’sızlığın azabı. Her konuşulan arasından onun yokluğunu görmek, onun bakışını hissetmek. O ayak parmaklarınızı mengeneyle sıkıştırıyorlarmış gibi sabırsızlık! Ve sonra can sıkıntısı. Güzellik ve can sıkıntısı. Cimadan sonraki o korkunç boşluğa benzer bir şey. Hep geriye dönmek istiyordum. Çünkü Leyla o günlerde içimde bıçak gibi çalışıyordu. Leyla vicdan azabıydı içimde.” (Tanpınar, 2021, s. 46)

Aşk güzel bir duygu olabileceği kadar acı veren, mutsuz eden, hayattan soğutan bir duygu da olabilmektedir. Ve bu durum tamamen insanların yaşadıklarına, düşündüklerine ve hissettiklerine bağlı olmaktadır.

Ahmet Hamdi aşkı şu şekilde tanımlamaktadır:

“Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki, eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz.”

Fakat yazar Ahmet Hamdi’nin aşk şiirlerinden Gönül Yapraklarım şiirinde [6] şöyle demektedir:

“Yalnızlığın ne demek olduğunu ilk defa öğrendim, ilk defa sensiz çarptı yüreğim, gitarın tellerini ilk defa sensiz okşadım, yıldızlara ela gözlerini unutarak daldım ilk defa…”

Aşk ile ilgili başka bir düşünce veya tanım da diyebileceğimiz yazı romanda şu şekilde belirtilmektedir:

“Aşk her şey değildir, Selim. Huzur ve hürriyet lazım. Her şeyden evvel hürriyet lazım. Çünkü bütün sonradan gelenler gibi her şeyi o tamamlar. Kayboldu mu hiçbir şey yoktur.” (Tanpınar, 2021, s. 47)

Selim ve Zümrüt Hanım

Selim’in aşklarından biri de Atıfe’nin annesi Zümrüt Hanım’dı. Selim çocuk yaşta iken kendinden yaşça büyük genç bir kızı sevmiştir.

Romanda Selim’in Zümrüt Hanım’a duyduğu aşk, sevgi ve Zümrüt Hanım şöyle anlatılmaktadır:

“Selim çocuk denecek bir yaşta iken kendisinden biraz büyükçe bir genç kızı sevmiş, sonra ne olduğunu bilmeden kendisini, geceleri adını sayıklayarak istediği bu kızın annesinin kolları arasında bulmuştu. Atıfe’nin annesi ne psikoloji kitaplarının nymphoman diye adlandırdığı kadınlardı; ne de romantizmin girdiği yeri yakıp kül eden meşum eden kadınlardandı. Otuz dokuz kırk yaşlarında, alelade denilebilecek genç ve güzel bir kadın, şüphesiz iyi bir anne, sırasında fedakar bir ev kadınıydı.

Selim gerek münasebetlerinin devam ettiği üç sene içinde gerek bu münasebet bittikten sonra üzerinde düşündüğü zamanlarda bu kadın için başka bir sıfat bulamamıştı. Ev işlerinden, ahbaplarından, dikişten, mutfak ve sofrasından başka hiçbir düşüncesi yok gibiydi. Güzel ve tatlı konuşur, yardımdan hoşlanır, uzaktaki kocasından ve üzerine titrediği kızından başka bir şey düşünmezdi.” (Tanpınar, 2021, s. 57)

Selim-Zümrüt aşkının nasıl başladığını ve Selim’in hissettiklerini şu şekilde öğrenelim:

“Selim’in bu ilk aşktan kuvvetle hatırladığı ve yokluğuna üzüldüğü şeylerin başında, kulağının dibinde uyuşturucu bir iksir gibi duyduğu ve büyüsü anında bütün vücuduna geçen bir yığın fısıltıydı. Zümrüt Hanım başı ona doğru eğilerek, kulağının dibinde arzunun sesiyle konuşmaya başlar başlamaz sıcak bir ürperme boğazında düğümlenir ve vaat edilen ana kadar bir türlü yakasını bırakmazdı. Zaten münasebetleri böyle bir fısıltıyla başlamıştı.” (Tanpınar, 2021, s. 59)

Zümrüt Hanım’a hissettiği yoğun duygulardan sonra Selim’in ağzından şu düşünceler dökülmektedir:

“Artık erkek oldum. Beni seven bir kadın var…” (Tanpınar, 2021, s. 60)

Söylenen bu sözden sonra, Selim’in içinde derin bir boşluk olduğunu ve bu boşluk hissinin birini sevdiği, âşık olduğu, kendi hayallerini süsleyen, hem annesi hem de sevdiği olabilecek birini bulduğundan veya bulduğunu sanmasından oluştuğunu düşünebilmekteyiz.

Aşk çok farklı bir duygudur. İnsanı hem mutluluktan çıldırtabilir hem mutsuzluktan içten içe yok edebilir. Birey bu uğurda ölmeye gider, gitmeye çalışır. Her ne kadar olmadığını bilse de oldurmaya çalışır, çabalar ve maalesef ki bir yere gelemez.

Romandaki Siyasi İzler

Romanın aşk romanı olduğunu söylemiştik fakat sadece aşk romanı değildir. Aynı zamanda siyaset romanıdır. Ahmet Hamdi, romanını siyaset romanı olarak tasarlamıştır. Romanın ikinci bölümü olan “Karşı Karşıya”da daha çok siyasi izler bulunmaktadır.

Aydaki Kadın’da da siyasi izler şu şekilde hissedilmektedir:

“…Ta Tanzimat’tan beri bu böyle… Reşit Paşa, Ali Paşa, hatta Fuat Paşa ve hanedanı… Sırasıyla gel. Çocukluğumda Abdülhamit devrinin mirasyedi hikâyelerini dinler, şaşırırdım. Muhakkak terbiye edemiyorlar, şımartılıyorlar, derdim. Benimki şımarılmadı da. Öbür kardeşleri iyi kötü gidiyorlar işte… Hatta Mehmet daha şimdiden mükemmel adam… Kız dersen evini cennet yapmış… Benimki bir ifrit…” (Tanpınar, 2021, s. 107)

Siyaset teması romanın ilerleyen sayfalarında daha çok hissedilecektir.

Karşı Karşıya Bölümü, Resim ve Suat

Romanın ikinci bölümü Karşı Karşıya’dan bahsedelim. Romanın ikinci bölümünde de Tanpınar’ın resimlere, tablolara olan ilgisini, kültürel birikimini, tecrübesini ve hayal gücünü görebileceğiz.

Selim ve Suat arasında ince fakat bir o kadar da derin bir çizgi vardı. Birbirlerine benzediklerini de inkâr etmemek lazım.

Suat’ın bahsi geçtiği bölüm şu şekilde aktarılmaktadır:

“…Fakat genç adam turuncu ve her gamdan kırmızıyı, yeşil ve sarıları, denizin grisini o kadar birbirine karıştırmış, bahçenin ağaçlarını öyle getirmiş, geçtiği yolu o kadar oyunla gizlemişti ki hiçbir şeyi olduğu gibi fark etmenin imkânı yoktu. İkinci nonfigüratif ondan sonra olmalıydı. Birincisindeki kaotik cümbüş ve bolluk burada durulmuştu. Bu hiç benzemeden akşam ve denizdi. Fakat büyük bir sofaya yığılmış bütün bir konak eşyası gibi kitle hâlinde iç içe, akşam ve deniz. O kadar ki hiçbir şeyi yerli yerine göndermenin imkanı yoktu. Bununla beraber, belki de Suat’ın kuvveti de burada idi, garip ve insanı saran bir ekspresyonizmi vardı.” (Tanpınar, 2021, s. 128)

Enflasyon ve Ekonomik Sorunlar

Günümüzün büyük sorunlarından olan enflasyon, para azlığı ile ilgili roman karakterlerinden Sabih Bey şu şekilde konuşmaktadır:

“Kötü, hatta korkunç… Büyük bir krize girmek üzereyiz. Paramız düşüyor ve daha da düşecek. Para yerine itibarîideğerler bir değerler silsilesinde yaşıyoruz. Bunun neticesini elbette göreceğiz… Hem enflasyon, hem para darlığı… En korkuncu ikisinin beraber olması. Dolar karaborsada gittikçe yükseliyor. Dün on üçle yedi arasında idi. Nasıl, hoşunuza gidiyor mu?” (Tanpınar, 2021, s. 131)

Gördüğünüz üzere günümüzde de o yıllarda da enflasyon, Türk lirasının değer kaybetmesi, para darlığı gibi sorunlar mevcut bulunmaktadır.

Romanın devamında da şu şekilde anlatılmaktadır:

“…Birini bitirmeden öbürüne başlıyoruz. Ve bittabii randıman gecikiyor. Bir kombina gecikiyor. Bir kombina, hazırlığına ve sarf edilen sermayeye göre muayyen bir zamanda randımanını vermezse zarar mutlaktır. İç politika ile iktisadi kalkınmayı birbirinden ayıramadık. Mebuslar hala merkezde eski vilayet kethüdaları gibi yaşıyorlar. Her an iktisadi meselelere müdahale ediyorlar…” (Tanpınar, 2021, s. 132)

Selim ve Leyla’nın Aşkı

Aydaki Kadın romanı her ne kadar siyasi düşünceleri kapsa da aşk romanı olarak geçmektedir. Ve büyük aşk, Selim’in Leyla’ya, Leyla’nın -her ne kadar evli olsa da- Selim’e duyduğu derin aşkı işlemektedir.

Selim’in ağzından aşkın yaşattıkları ve hissettirdikleri şu şekilde dökülmektedir:

“…Merhamet, kıskançlık, itisaf arzusu, nefsini suçlandırma, kaybetmek, kaybetmiş olma korkusu ve bunların yanı başında bazen hepsini silerek yerine geçen, bazen hepsinin muhassılası arzu, bir elektrik santralinin düğmeleri gibi orada, kendi içinde bekliyorlar…” (Tanpınar, 2021, s. 138)

Selim hakkında şöyle demektedir:

“Leyla ile hiç de böyle olmuyordu. O devamlı açlığım ve susuzluğum. Korkum ve lezzetim…”

Romandaki şu söz dikkatleri çekmektedir:

“Kıskançlık arzu ile kapı komşu. Fakat arzu kolay kolay objesini muhafaza edemiyor. Onun sayısız dehlizleri var… Hepsi Leyla’sızlığa çıkan dehlizleri.” (Tanpınar, 2021, s. 141)

Birini çok fazla sevmek, yani taparcasına sevmek, sevdiğinizi çok fazla kıskanırsınız ve onu çok fazla arzularsınız; bu elinizde değildir.

Her şey kontrolünüzün dışında gelişir. Beyninizin ve kalbinizin size oynadığı büyük bir oyundur. Saplantı derecesinde kıskançlık, yani obsesif kıskançlık, psikolojide “Othello Sendromu” olarak geçmektedir.

Leyla, Selim’in yokluğunu hissettiği o geceden şu şekilde bahsetmektedir:

“O gece… Selim’in yokluğu vardı. Garip bir şey bu. Selim’in yanında olduğumdan başka türlü yalnızlık. Sonra birdenbire Selim’i ve her şeyi unuttum. Sevmek için muhakkak ayrılmak mı lazım? Hiç olmazsa bazı anlarda böyle düşünüyor.” (Tanpınar, 2021, s. 145)

Leyla’nın evlendiği hafta Selim’den aldığı mektup romanda şu şekilde anlatılmaktadır:

“…Bütün İtalya. Dün akşam Fiesole’de ay ışığında saatlerce seninle beraberdim. Oradan da bir hediyem var. Küçük, manasız bir şey. O kadar manasız ki göstermeğe cesaret edemedim, cüzdanımda saklıyorum. Seni düşünürken kopardığım bir taflan yaprağı. Sakın budalalık deme, bana gülme…” (Tanpınar, 2021, s.147)

Ay’a Yolculuk ve Romanın Gizemi

Mektupta geçen cümlelerden sonra Aydaki Kadın romanının gizemi ortaya çıkmaya başlamıştır.

Romanda Fatma’nın Ay’a yaptığı bir seyahatle ilgili gördüğü rüyası şu şekilde anlatılmaktadır:

“Tam kelimesini söylediniz… Bu geceki rüyamı anlatıyordum. Ay’da idim. Vallahi… Asansörle çıktık. Buraya uğramıştım. Refik’le beraber çıkacaktık. Refik Leyla’yı da almak istiyordu. Ben kandırdım, onu evde bıraktık. Asansör gibi bir şeye bindik, Ay’a çıktık. Ama orada Refik’i kaybettim, bana gülerek bir işaret etti, gitti.” (Tanpınar, 2021, s.175)

Ay’a yapılan seyahatin anlatıldığı rüya kısmını okurken insanın aklına yapılan bu yolculuğun ölüme olduğu ihtimali gelmektedir.

Selim ve Leyla’nın kavuşma ihtimalinin arttığını hissettiğimiz ve Leyla’nın Selim’e dediği sözler şu şekilde geçmektedir:

“‘Pek değil,’ dedi. ‘Her şey yeniden başlayabilir. Hiçbir şey bitmiyor Selim, hiçbir şey. Her şey birbirine karışıyor, kenetleniyor. Dipte olanı birdenbire en üstte görüyorsun. Hepsi suyun yüzüne çıkmak için vaktini bekliyor.‘” (Tanpınar, 2021, s. 217)

Leyla, Mehmet Kaptan ve Kelimeler

Aşk öyle bir duygu ki insan sevdiğinin her zerresini ayrı ayrı inceliyor. Sevdiğinizin onca kusuru size çok mükemmel bir detay gibi gelirken başka biri onu bu şekilde beğenmemektedir.

Leyla ve Mecnun’un yaşadığı bir hikayede Mecnun’un söylediği söz şöyle geçmektedir:

“Padişahım siz onu bir de benim gözümden görün.”

Ve Selim de sevdiği kadını şöyle seyretmektedir:

“Gözlerinin altını ve şakaklarındaki kırışıklıkları, çenenin hafif topluluğunu merhamet, hatta bir çeşit dehşet hissinde çoğalan ve değişen bir sevgi ve hayranlıkla seyretti.” (Tanpınar, 2021, s.220)

Fakat Leyla şu anda ne Selim’i ne de Suat’ı düşünüyordu. Onun aklı büyüsünden bir türlü kurtulamadığı ve kaçamadığı çocukluk aşkı Mehmet Kaptan’daydı.

Çocukluğunun ve Mehmet Kaptan’a duyduğu derin aşk ve bekleyiş şu şekilde bahsedilmektedir:

“Mehmet Kaptan Leyla’nın gecesini küçük düdük sesleriyle, gidip gelen projektör ışıklarıyla, vapurun şimdi bahçeyi tamamlayan kendi ışıklarıyla bir deniz bayramı haline getiriyordu. ‘Leyla uykusunun arasında beklerdi.’ Bu tek cümle ile on senesini dolduran aşk, sevdiği kadının hayatında küçük ve manasız bir faraziye neden olmuştu.” (Tanpınar, 2021, s. 226)

Kelimeler ilk olarak hangi yöne gelir; beyne mi, kalbe mi, yoksa hiçbirine mi?

Sorumuza verilen cevap niteliğindeki cümleler şu şekilde geçmektedir:

“Fakat kelimeler böyleydi. İnsanın doğrudan doğruya kalbine veya gözüne veyahut kafatasına gelmezlerdi. Düşünce denen o acayip ve gizli şeye, o jelatin yığınına isabet ederlerdi. Onun için birdenbire öldürmezler, bir daha kaybolmamak, sizi bırakmamak için oraya gömülürler, oradan yavaş yavaş gizli ve açık, sizi zehirlerlerdi.” (Tanpınar, 2021, s. 229)

Leyla ve Asım

Leyla eşi Asım’ı tatlı bulurken bir anda ondan soğumaya, tabiri caizse iğrenmeye başlamış ve bu konu şu şekilde anlatılmaktadır:

“…Leyla onun bütün bu tavırlarında etrafına karşı gösterdiği alaka ve dostluklardaki yapmacığı daima duyar ve rahatsız olur, zaman zaman kocasına ‘Asım sahnen eksik…’ diye çıkışırdı. Asım evvela kızmış gibi davranır, sonra gülerek ‘Aldırma Leyla,’ derdi. ‘Hayatın kendisi sahne. Öbürlerinden farkım prens rolünü oynamamda ısrar etmem.’ Ve kahkahalarla gülerdi. Yazık ki bu oyun artık Leyla’yı eğlendirmiyordu. Şimdi onu kendi ışığında görüyordu. Zavallı, iradesizliğyle iğrenç bir hastaydı. Uzviyetinde iğrenç bir zavallı. Bu iğrenç mahlukla dört sene beraber yaşamıştı. Duyduğu sadece bunun zilletiydi ve bu zillet Leyla’nın muhayyilesinde sade bu dört senede kalmıyor, kiriyle, hicabıyla bütün ömrüne o kadar mesut çocukluğuna kadar gidiyordu. Ölüm gibi bir şeydi. Üç zamanında insanı yıkıyordu.” (Tanpınar, 2021, s. 258)

Ekler Bölümü

Romanın beşinci bölümü olan “Ekler” bölümüne geçmekteyiz.

“Ekler” bölümünün ilk sayfasında şu şekilde bir dipnot bulunmaktadır:

“Bu başlık altında romanın akışını bozmaksızın uygun bir yere yerleştirilemeyen iki tip ve yazarın roman planına ilişkin bir notu, bu tür parçalar arasından seçilerek verilmiştir.” (Tanpınar, 2021, s.268)

“Ekler” bölümünde Mehmet Narlı adındaki bir mebustan (milletvekili) bahsedilmektedir.

“Ekler” bölümünde geçen ilk cümle şöyle aktarılmaktadır:

“İlk mebusluğunu cenup seyahatlerinden birinde nasılsa rastladığı Adnan Bey’e borçluydu.” (Tanpınar, 2021, s. 268)

Romanda Mehmet Narlı’dan şu şekilde kastedilmektedir:

“…Mehmet Narlı hakiki bir su politikası ve su buhranı içinde yaşamıştı. Bütün bunların tesiriyle olacak ki gerek Fırka’da yaptığı konuşmaların en canlı taraflarını suya ait tabirler, benzetmeler, atasözleri yapar ve sözün sonu daima su ile biterdi.” (Tanpınar, 2021, s. 269)

Mehmet Narlı’nın sözün sonunu su ile bitirmesinin çocukluğuna dayandığını veyahut çocukluğunda su ile ilgili bir travması olabileceğini söyleyebilmekteyiz.

Romanda kanıt olarak ise şu sözler aktarılmaktadır:

“Yedi yaşından orta mektebi bitirdiği on altı yaşına kadar uyku saatlerinin yarısını su çevirmekle, su başını beklemekle, su çalmakla, su için dayak yemek, bu dayaktan kaçmakla geçirmişti.” (Tanpınar, 2021, s. 268)

Mehmet Narlı çocuklukta yaşadığı tek ve unutamadığı macerası romanda şu şekilde anlatılmaktadır:

“…Daldığı uykudan kapısının önünde çalınan teneke sesleriyle uyandığı zaman birdenbire gözlerinin önünde o gece sis içinde ve hâlâ kanlar içinde sızan bacağıyla ezdiği sülükler canlanmışlardı. Vücudunu sarsan sıtmaya, dumanlı beynine rağmen ayağının altında bu siyah artık manasız, cıvık, yapışkan mahluklardan aldığı intikam. Ve birdenbire kendisini onlara benzetmiş ve o gece yarısı eve sendeleye sendeleye dönerken duyduğu korkudan çok başka türlü bir korku içini sarsmıştı.” (Tanpınar, 2021, s. 271)

Çocukluk travmaları bireyin gelişimini, düşüncelerini, korkularını, ilişkilerini büyük bir biçimde etkilemektedir. Eğer birey bu travmanın etkisinden çıkamazsa depresyon, astım, diyabet gibi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. O yüzden birey korkularının üstüne gitmelidir ve o şekilde hayatına devam etmelidir.

Romanın Planı

Romanın altıncı bölümü olan “Romanın Planı” bölümünde romanın planı, roman karakterlerinin ayrıntısından bahsedilmektedir.

“Romanın Planı” bölümünün ilk sayfasında şu cümleler geçmektedir:

“Selim Kırklareli’nde eski arkadaşlarından Refik’le amcasının kızı kendisi ile beraber aynı evde garnizonda bulunan Asım’la evlidir. Asım’ın yaşadığı hayatı bilen Selim genç kadının kocasının kaldığı evde yaşayamayacağını bildiği için biraz sonra eve gider ve Refik’i Leyla ile beraber kendi evinde misafir eder… Aralarında Selim’in dünyanın en güzel dostluğu dediği bir münasebet başlar. Seneler geçer. Leyla üç aşkın muhasarası altında bir müddet yaşar.” (Tanpınar, 2021, s. 282)

Romanın aşk romanı olduğu söylesek de roman sadece aşk değil, siyasi izlerin de bulunduğu bir romandır. Ve bu siyasi izler “Romanın Planı” bölümünde şu şekilde kastedilmektedir:

“Politika adamı nerde ve hangi şartlarda yetişir? Ne bazı ihtiyaçlara geçici cevaplar vermek, ne de telifçi bir iyi niyetle Türkiye kurtulamaz. Biz masallara yağışmış yaşıyoruz. Meselelere ancak etinde ve kemiğinde yaşayanlar cevap verebilirler…” (Tanpınar, 2021, s. 284)

Bölümün son sayfasındaki şu cümleler ilgi çekmektedir:

“Sapır sapır dökülen bir dünyada yaşamanın azabı. Kendi kendisini tenkit.” (Tanpınar, 2021, s. 285)

Ve bölüm kurulan son cümleyle şu şekilde bitmektedir:

“Niçin hepimiz sadece kendimizi göz hapsinde tutarak yaşıyoruz.” (Tanpınar, 2021, s. 285)

Romanda verilen bilgiler veyahut yararlanılan kaynaklar dipnot olarak belirtilmektedir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Son Romanı – Güler Güven

Romanın yedinci ve son bölümü “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Son Romanı* Güler Güven”dir.

Bölümün ilk sayfasında Güler Güven şu şekilde açıklama yapmaktadır:

“A. H. Tanpınar’ın (1901-1962) ölümüyle yarım kalan son romanı Aydaki Kadın’ın dağınık müsveddesi, İstanbul Türkiyat Enstitüsü’nde, yaklaşık dört bin sayfalık evrakı arasında bulunmaktadır…

Yaklaşık dörtte üçü yazılmış olan Aydaki Kadın ile belgeler üç öbekte toplanabilir:

A. Romanın özüne ve yazarın çalışma temposuna ilişkin notlar,

B. Romanın kuruluşu ya da çatısıyla ilgili planlar,

C. Romanın metni.

Bütün bu belgeler, birkaç defter ile türlü cins ve boydaki tek kağıtlar üzerine Arap harfleriyle yazılmıştır.”

Güler Güven, roman metninin eksiksiz biçimde aktarılmasını engelleyen sebepleri şöyle sıralamaktadır:

  • Bazı sayfaların çok karalamalı, okunaksız ya da silik ve yırtık olması,
  • Sayfaların büyük bir bölümünün numaralanmış olması.

Bu nedenler yanında metni yeniden kurmada en büyük güçlük, gerek (B) gerekse (C) öbeğinin karışık ve dağınık birden fazla müsveddesinin bulunuşundan doğdu.”

Romanın başkişisinin Selim yerine Suat diye aktarılması ile ilgili şöyle bir not bulunmaktadır:

“Başkişisinin Selim yerine Suat diye adlandırıldığı -Selim ve Suat sonradan iki ayrı kişi olarak düşünülüp geliştirilir- ilk müsveddelerle ilgili olması gereken tarihsiz bir notta Aydaki Kadın’ın simgesel bir roman olarak tasarlandığı belirtilir.” (Tanpınar, 2021, s. 288)

Güler Güven, kesin olmasa da romanın bölümlere ayrılmasıyla ilgili düşüncelerini şöyle açıklamaktadır:

“Kesin olmamakla birlikte Tanpınar’ın Aydaki Kadın’ı, en son durumda, her biri dörder altı bölümden oluşan iki ana bölüm biçiminde tasarlandığı söylenebilir. ‘Selim’in Uyanışı’ ile başlayan bölüm adı son müsveddede kesinlikle bellidir: İç İçe.” (Tanpınar, 2021, s. 289)

Güler Güven, Tanpınar’ın yazma özelliğiyle ilgili olarak da şöyle demektedir:

“Tanpınar’ın sürekli değişiklikler yaparak yazma özelliği, bölümlerin sıralanmasında olduğu gibi, adlandırmasında da kendisini gösterir. Çünkü bunlar, romanın bütünündeki simgesel anlam ve ilişkiler ağı ile sıkı sıkıya bağlıdır.” (Tanpınar, 2021, s. 290)

Güler Güven, Tanpınar’ın roman tekniğini şöyle açıklamaktadır:

“Tanpınar romanın ilk müsveddelerini yazmaya başlarken, özellikle başkişilerin dünyasını, nitelik ve özelliklerini biçimlendirmeye çalışırken değişik bakış açılarından birkaç taslak oluşturur… Böylece romanın kişileri, olay örgüsü, çatısı, bakış açısı… gibi çeşitli yönlerden yazarın kurmak istediği organik bütünlük yavaş yavaş belirir. Yapıtın iskeleti biçimlendiğinde yazar, romanın simgesel özünü ve ağırlığını taşıyan giriş bölümünü tekrar kaleme alır. Simgesel nitelikli bu giriş bölümü çerçevesinde -ilk taslaklarda bu yönde değişiklikler yapılarak ya da bazı yerler yeniden yazılarak- roman geliştirilir.” (Tanpınar, 2021, s. 298)

Güler Güven, Tanpınar’ın romanlarıyla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştır:

“Tanpınar’ın tamamlayamadığı ilk romanı Mahur Beste’de başarısızlıkla sonuçlanan, yayımlanmış son romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde ise başarıyla uygulanan bu roman tekniğini Aydaki Kadın’ın müsveddelerinde açıkça izlemek mümkündür.” (Tanpınar, 2021, s. 298)

Kaynakça

[1] Tanpınar, A. H. (1949). Huzur. Remzi Kitabevi.

[2] Tanpınar, A. H. (1961). Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Remzi Kitabevi.

[3] Tanpınar, A. H. (2021). Aydaki Kadın (G. Güven, Haz.; 9. bs.). Dergâh Yayınları.

[4] Güven, G. (1979). Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son romanı. Journal of Turkish Studies / Türklük Bilgisi Araştırmaları, 3, 135–195.

[5] Tanpınar, A. H. (1969). Edebiyat üzerine makaleler (Z. Kerman, Haz.). Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları.

[6] Antoloji.com. (2015, 9 Mayıs). Gönül Yapraklarım (Ahmet Hamdi Tanpınar’a atfedilen şiir).

Yazarlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir